İSLAMDA EĞİTİM
Yazar : Bayraktar BAYRAKLI
Yayınevi : M.Ü. İlahiyat Fakültesi
Baskı : İstanbul / 1989 / 304 shf.
Bilim Grubu : Eğitim
Türü : Telif
Hitap Ettiği Okuyucu Kitlesi: Özel İlgi
Genel Değerlendirme:
Batı eğitim sistemleriyle mukayeseli olarak İslam eğitim
sisteminin temel prensiplerini araştıran bir kitap. Eğitimin
tarifinden yola çıkarak, psikoloji ve eğitim, sosyoloji ve
eğitim, ahlak ve eğitim, felsefe ve eğitim vb. konulara
değinerek batılı eğitim anlayışını ve sonunda ise
İslam'ın eğitim anlayışını, hareket noktası ve
prensiplerini açıklayan bir kitap.
1.TARİFİ
Toplumların ve insan zekasının gelişmesi ile ilimler de
sayı ve hacim bakımından gelişmiştir. Sosyal ilimler,
toplumların gelişmesi müsbet ilimler ise zeka gelişmesinin
ürünleridir. Bütün bunların kaynaklandığı bir nokta
vardır. Oda eğitimdir. Yirminci asırda, insanı geçmişteki
gibi tesadüfi bir eğitime terketmek imkansızdır. Belli
sistemler ve belli kurallar doğrultusunda onu, zamanın
icaplarına göre yeniden eğitmek gereklidir. Din bir eğitim
istemi olduğuna göre o bile toplumun ve insan şahsiyetinin
gelişimine paralel olarak yenilenmiştir. İslam'a kadar bütün
dinler, insanın çocukluk dönemindeki eğitimi andırır.
İnsan olgunlaşınca artık kendi kendini eğitebilir. İnsan
zekası ve aklı, gerideki İslam'ın ilkelerinden faydalanacak
olgunluğa gelmiştir. Bunun için yeni bir dine ihtiyaç yoktur.
Eğitim belli kurallar ve ebediyen değişmeyecek prensiplere
ulaşmıştır. Ama, insan her zaman, biyolojik ve psikolojik
yapısı gereği eğitime muhtaçtır. Eğer insan, hayvan gibi
doğuştan bütün organ ve kabiliyetlerini kullanabilseydi,
eğitime ihtiyaç olmayacaktı. Oysa ki; insan, doğuştan ne
bedeni ne de manevi güçlerini kullanmaya müsait değildir.
Eğitim, onun bu eksikliğini tamamlamaktadır. Bu bakımdan
eğitim, bağımsız bir ilim olma yolunda büyük mesafeler
almıştır. Çünkü o, yerini insan hayatında bulmuş,
hammadde olarak insanı ele almış ve genel prensiplerine
kavuşmuş durumdadır. Yani, artık eğitim kendi konu ve
kanunlarını koyarak, ilimler arasında yerini almakta yeterince
mesafe kaydetti. "İnsan hazır olmayan ham kabiliyetlerle
dünyaya geldiği için, hayatın sonuna kadar bir öğrenci, bir
çırak olarak kalıyor. Bunun için insanın eğitime, eğilmeye
ihtiyacı vardır."İnsan ancak eğitim sayesinde insan
olabilir; insan eğitimin meydana getirdiğinden başka birşey
değildir. İnsan kendi kabiliyetlerini kendi kendine geliştirme
yeteneğine sahip değildir. Onların gelişmesi için eğitime
muhtaçtır. Çünkü kabiliyetler öğrenimle gelişir. İnsan
bu yönü ile başkalarının yardımına her zaman muhtaçtır.
İşte eğitim bu ihtiyaçta temelini kurar. "O,
öğrenmesinde daima bir çırak olarak kalır. Bunun için
insan, hayatının sonuna kadar öğrenmek, kendisinin ve
başkasının tecrübelerini toplamak, onları değerlendirmek
onlardan faydalanmak zorunda olan bir varlıktır." Oysa ki
hayvanın; kendisinden yaşlı olanlarından birşeyler
öğrenmeye ihtiyacı yoktur. Kendisine has faaliyetleri yapmak
için doğuştan yeteneklidir. Onun bir önceki neslinden
alacağı bir kültür hazinesi olmadığı gibi kendinden
sonrakine bırakacağı birşeyi de yoktur. İnsanın,
yaratılış gayesini öğrenmesi, bu gayenin uğruna yola
çıkması ve ona ulaşması için eğitime ihtiyacı vardır.
Onun için, İmam Azam eğitimi, "İnsan şahsiyetini yıkan
ve yapan şeylerin bilinmesidir." diye tanımlamaktadır.
Eğitim, süreç bakımından da tanımlanır. Zira, eğitim bir
anda gerçekleşemez. İnsan tabiatı buna müsait değildir.
Öyle ise, eğitim, insan açısından bakıp tanımlanınca;
"Bir şeyi kademe kademe, tedric ile kemaline
erişmektir." Eğitim, karşılıklı etkileşim
açısından da tanımlanabilir. Eğer cemiyetle insan, insanla
insan, tabiatla insan arasında etkileşim olmasaydı eğitimden
bahsedilemezdi. Adem(AS)'ın yaratılış vakasında, Allah'a
şeytan arasında geçen konuşmaya "eğitim
etkileşimi" yönünden bakarsak, dinlerin insanları kötü
etkilerden kurtarmak için geldiğini görürüz: "Ey
Rabbim! O halde dirilecekleri güne kadar beni geri
bırak"(Sad, 38/79) "Buyurdu: Haydi geri
bırakılanlardansın, katımda belli olan kıyamet gününe
kadar."(Sad 38/80-81) "Öyle ise, izzet ve kudretine
yemin ederim ki, onların hepsini azdıracağım. Ancak
içlerinden ihlas sahibi kulların müstesna."(Sad,38/82-83)
Gerçekten eğitilmiş, şahsiyeti sağlam olan ihlaslı
kişilere şeytanın bir etkisi olmamaktadır. Din, insanı,
menfi yönden etkilenmez (veya çok az etkilenir) hale
getirinceye kadar etkiler. Artık o insan, cemiyetin, diğer
insanların ya da şeytanın elinde cansız oyuncak gibi
değildir. Eğitimin etkileme faaliyetinin nihai gayesi,
etkilenmeyen insanı yetiştirmektir. "Eğitim yaşayan bir
organizmanın kendi normal çevresi ile karşılıklı
etkileşimi denen tecrübeye muadildir." "Eğitim hem
gaye hem de vasıtadır. İnsanı geliştirmeyi hedef aldığı
için gaye, bu geliştirmenin bir metodu olduğu için de
vasıtadır." Eğitimin gayesi ameldir."Eğitim gaye
olarak ele alındığında pratik uygulama göz önünde
bulundurulmalıdır." Eğitim, nazari neticeleri gaye edinen
bir faaliyettir. Kant ise ,"insanı insan yapan terbiyedir.
İnsan terbiyenin meydana getirdiğinden başka birşey
değildir." demektedir.
2. PSİKOLOJİ VE EĞİTİM
Psikoloji bilgisi, hayatın her cephesini, kendimizi, diğer
insanları, çocukları daha iyi anlamak ve durmadan değişen
muhit şartlarına daha iyi uymak, diğer insanlarla olan
münasebetlerimizden doğan güç ve çeşitli problemleri daha
iyi çözebilmek için yardım eder. Psikolojik yönden eğitimin
tanımını yaparsak: "Kontrol altına alınmış çevrede
temelli olarak insanın gelişmesidir." diyebiliriz.
3. BİYOLOJİ VE EĞİTİM
İnsanın psikolojik yapısı biyolojik yapısı ile aynı
paralelde gelişmektedir. İnsanın biyolojik gelişimi, insanın
psikolojik yapısının hangi noktasını etkiliyorsa, eğitimle
biyoloji orada birleşmektedir. "Madem ki ruh ve zihin
gelişmesi esas itibariyle biyolojik kanunlara bağlıdır, şu
halde pedagojinin ilmi temelini, biyoloji teşkil edebilir."
Öğrenimin, biyolojik büyüme ile yakinen alakası vardır.
"Yusuf tam kemal çağına varınca, kendisine hikmet ve
ilim verdik."(Yusuf,12/22) "Musa, tam kemal çağına
erip de dengini bulunca, biz ona peygamberlik ve ilim
verdik."(Kasas,28/14) İslam, insanın biyolojik büyümesi
ile, zihni eğitim arasında menfi yönde bir irtibat da kurar.
Yaşamanın insan hafızasındaki gerilemedeki bağını
gösterir. "Bununla beraber, içinizden kimi
öldürülüyor, kimi de önceki bilgisinden sonra, hiçbirşey
bilmemek üzere, kuvvetten düşürülüp ihtiyarlık haline
çevriliyor."(Hac,22/5),"Kimin ömrünü uzatırsak onu
yaratılış bakımından azaltırız."(Yasin,36/68)
Biyolojik büyüme öğretimi o kadar etkiler ki, belli bir yaşa
kadar neyin ve nasıl öğretileceğini tayin eder. Peygamberimiz
biyolojik gelişme ile eğitim arasındaki ilişkiyi gayet iyi
görerek "Çocuklara yedi yaşında namaz kılmayı
öğretin. On yaşında kılmazlarsa dövün."(Ebu Davud)
buyurmuşlardır. Biyolojik büyüme ile eğitim arasındaki
bağı ilk teşhis eden İslamdır. Daha sonraları Batı
dünyasında bu alanda çalışmalar görüldü. Amerika'da
Stanly Hall, William James, H.S. Jennigs bu cereyanın
mümessilidirler, İngiltere'de ise Perry Nunn'un pedagojisi,
biyolojik görüşlerin tamamen tesirleri altındadır.
Almanya'da Wilhelm Preyer, Hugo Goring, Ewald Hanfe, Arthur
Schulz, A.W. Lay Herman Lietz gibi eğitimciler buna örnek
olarak gösterilebilir. "Terbiyenin bir de münferit insan
üzerinde cereyan eden şekli vardır. Doğumla başlayan
ölümle biten her hayat muayyen gelişme ile safhalarına,
kanunlarına malik olduğu için terbiye, bu gelişme ile
yakından ilgilenmek onun kaide ve kanunlarına uymak
zorundadır."
4. SOSYOLOJİ VE EĞİTİM
Sosyoloji bir cemiyet ilmi olduğuna göre, eğitimle
ilgilenmemesine imkan yoktur. Cemiyetin kendisi bir eğitimcidir.
Biz farkına varmadan cemiyetin damgasını taşırız.
Doğuşumuzla, örf, adet, lisan gibi kültür müesseselerini
toplumda hazır buluruz. Konuşmamızdaki kelimeleri, toplumun
bir hücresi olan aile bize öğretir. Sosyoloji, eğitimin
amaçlarında yerine göre değişiklik olacağını ortaya
koyar. Bununla beraber, sosyoloji eğitimin değişmeyen
amaçlarını da göstermektedir. "Şüphesiz eğitim her
yer ve zaman için değişmeyen amacı, toplumsal mirası bir
kuşaktan diğerine iletmek olmuştur." Eğitimin bir de
eleme görevi vardır. Emanetin ehline verilmesi için,
kabiliyetli ile kabiliyetsiz, bilenle bilmeyen ayrılmalıdır.
"Eğitim sistemi bütün nüfus içinde, daha yetenekli
kişilerin seçilip ayrılmasını sağlayan faaliyetin
merkezidir." Ayrıca, eğitimin ekonomik görevi de vardır.
Vasıflı işçi yetiştirmek, eğitilmiş insan gücünü temin
etmek, günümüzün ekonomik hayatı için geçerlidir. Eğitim
bu görevi karşılamalıdır. "Eğitim genel veya mesleki
bir yetiştirme ile bizi hayatımızı kazanacak bir duruma
getirmelidir, bizi insanları ve kainatı tanıtmalıdır;
tamamen gelişmiş fertler haline gelmemize bize yardım
etmelidir. " Sosyolojik açıdan eğitimin saklı
görevlerinden biri de dost edinmektir. İnsanların manevi
kardeş olması, toplumun mutlu bir hayat yaşaması için
gereklidir. Bütün dini meseleler bu kardeşliğin üzerine
kurulur. İslam bir yönü ile eğitim sistemidir. Onun da en
önemli vazifelerinden biri, eğittiği kişileri kardeş haline
getirmektir. Kalplerin kaynaşması, kaynaşan kalplerin kardeş
olması İslami eğitimin en önemli gayesini teşkil eder.
"Eğer sana hile yapmak isterlerse, muhakkak Allah sana
kafidir. O'dur seni yardımıyla ve mü'minlerle
kuvvetlendiren."(Enfal,8/62) "Ve kalplerin arasını
sevgi ile birleştirdi. Yoksa yeryüzünde ne varsa harcasaydın,
yine onların kalplerini birleştiremezdin. Fakat onların
kalplerini sevgi ile
birleştirdi.."(Enfal,8/63)"Mü'minler ancak
kardeştirler. Onun için iki kardeşinizin arasını
düzeltin."(Hucurat,49/10) Sosyolojik açıdan bakınca
eğitim şöyle tarif edilir: "Tabiatın sosyal
müesseselerin ve diğer insanların bizim zeka ve irademiz
üzerine icra ettikleri tesirlerden ibarettir."
5.FENOMENOLOJİ VE
EĞİTİM
6. DEĞERLER İLMİ VE EĞİTİM
7. AHLAK VE EĞİTİM
Ahlak ilmi neyin iyi neyin kötü olduğunu ortaya koyar. İyi
bize göre mi yoksa bizim dışımızdaki bir varlığa göre mi
tesbit edilir? Evrensel ve mutlak bir iyi var mıdır? Hareketi
yöneten nedir? Bu sorulara bakanlar, çeşitli cevaplar
aramışlardır. Ahlak üzerindeki farklı görüşler eğitime
de sıçramış, eğitim alanında da farklı uygulamalara sebep
olmuştur. Mesela; ahlakın ilahi bir kaynağa dayanmadığını
ileri sürenler, eğitimin de ilahi prensiplere göre
yapılmasını kabul etmişlerdir. Görülüyor ki, eğitimle
ahlak içiçedir. Ahlak, iyiyi ve yapılması gerekeni gösterir.
Eğitim de bu yönde cereyan etmesine rağmen o aynı zamanda
zihin eğitimi ile de meşgul olur. Yani eğitim daha geniş bir
alanı içine alır. Ahlak bilgi ile uğraşmaz. Öğretim
tamamen eğitimin bir cephesidir. Zihinle, ahlak değil eğitim
uğraşır. Ahlak imanla da uğraşmaz. Kalbin eğitimi de
eğitimin görevidir. Demek ki, ahlak, davranış, iyi ve
kötünün ilmidir. "Eğitim geniş çapta bir ahlaki
faaliyet olarak kabul edilir. Öğretmenler daima ne söylenmesi,
ne yapılması gerektiği ve öğrencilerin nasıl
davranacaklarına dikkat çekerler. Ahlak değerlerini
aşılamak, ferdin ve sosyal davranışın gelişmesi ile
ilgilenirler.
" FELSEFE VE EĞİTİM "Genel felsefe, en genel ve sistematik tarzda realiteyi bir bütün olarak izah edip anlamaya teşebbüs ettiği gibi, eğitim felsefesi de, eğitimin gaye ve hareket tarzlarını seçmemize rehberlik eden genel kavramlar vasıtasıyla eğitimin bütünlüğünü yorumlayarak anlamaya çalışır. Genel felsefe, farklı bilimlerin buluşlarını tanzim ettiği gibi eğitim felsefesi de bu buluşların eğitimle alakaları nisbetinde yorumlarını yapar. Bilim nazariyelerinin eğitim istidlalleri ile direkt bir alakası yoktur. Onlar ilk önce felsefi bir deneyimden geçmeksizin eğitime uygulanamazlar." Bu izahlardan sonra diyebiliriz ki; bir eğitim felsefesi vardır. Eğitimle felsefe, eğitim felsefesinde buluşmakta ve ortak meselelerini çözmektedirler. "Eğitim felsefesi, eğitim meselelerinin genel felsefi nitelikte olduğu nisbette genel felsefeye dayanır. Mevcut eğitim hareket veya fikirlerini şu genel felsefi meseleleri tetkik etmediği müddetçe, yenileri ile kritize edemeyiz:
1.Eğitimin önderlik etmesi gereken iyi hayatın niteliği,
2.Eğittiğimiz insan olduğu için insanın kendi tabiatı,
3.Eğitim bir içtimai ameliye olduğu için, toplumun
tabiatı,
4.Bütün ilimlerin anlamaya çalıştığı, nihai realitenin
özelliği.
a)Perennialism
b)Essentialism
c)Realist Eğitim
d)Progressivizm
e)İdealist Felsefe ve Eğitim
"Faşist eğitim felsefesinin idealizmle bir alakası olduğu gibi, muhtemelen komünist felsefenin, realizmle daha yakın bir alakası vardır." Fakat komünist felsefenin de temelinde idealizm yatar. Hegel, Marx'ı ne kadar etkilemişse komünist felsefe de idealizme o nisbette dayanır. Fakat biz buna, maddeci idealizm diyoruz. Öyle ise, idealizm eğitiminin iki kısma ayrılması gereklidir.
1)Maddeci İdealizm
2)Mücerret İdealizm Komünist eğitim felsefesi idealizmden
ne kadar kaçarsa, o kadar ona yaklaşıyor. "Komünizmin
ilk teorisyeni olan Marx, kendi sistemindeki fikir tohumlarından
dolayı, idealisti olan Hegel'e minnettardır. Fakat komünizmin
bazı doktrinleri kesinlikle realistliktir."
6)Komünist Eğitim Felsefesi
Komünizmin felsefesi, nasıl ki ekonomiyi merkeze alıp,
diğer müesseseleri onun üzerine bina ediyorsa, başka bir
deyimle, ekonomi alt yapıyı, din ahlak, hukuk, sanat ve eğitim
gibi müesseseler üst yapıyı teşkil ediyor. Alt yapıda
meydana gelen değişmeler üst yapıyı da etkiliyor. Böylece
eğitim de ekonomiye göre şekil almaktadır. Fiziki çevrenin,
öğrenciyi etkileyen en önemli yönü ekonomidir. Komünist
felsefenin ana ilkesi, maddi üretim şekli, sosyal ve siyasi
müesseselerin niteliğini tayin etme meselesidir. Eğer insan,
kurduğu müesseselerin, saf aklın mahsulleri olduğuna
inanırsa aldanır. Binaenaleyh, komünist, İyi şeylerin
değeri onlara harcanan emekle ölçüleceğine inandığı gibi,
emeğin eğitimde önemli rol oynaması gerektiğine de inanır.
7)Maddeci İdealist Görüşün Eğitimdeki Temel Özellikleri
8)İdealist Eğitim
9)Mücerret İdealizm Eğitimi
10)Reconstructionism(Yeniden İnşacı Eğitim)
11)Faşizm
12)Demokrasi
İSLAM'DA EĞİTİM ANLAYIŞI
A-İslam'da Eğitimin Hareket Noktası Felsefi sistemlerin
anlayışlarında temel bazı ayrılıklar görülmektedir. Bu
ayrılıkların en keskin nedeni, insan aklının bir eğitim
görüşü kurmakta yetersiz kalışı, hatta dünyaya ve onun
zübdesi olan insana belli bir açıdan bakıp bağımsız bir
düşünceyle inceleyememiş olmasıdır. İnsanı insanla
eğitiyoruz ama, insanı yine insanın fikirleri doğrultusunda
eğitmek çok zor ve tehlikelidir. Batıda bu eğitim
görüşlerinin doğması normaldir. Zira Hıristiyan ve
Yahudiliğin esasta bir eğitim görüşü yoktur. Orada dinin
dolduramadığı bu sahayı insanların fikirleri dolduracaktı.
Neticede bu böyle oldu. Bazı eğitim görüşleri merkeze
çocuğu, bazısı öğretmeni, bazısı da geçmişi
almıştır. Manevi değerlere kulak asmayanları da vardır.
Hangi açıdan ele alırlarsa alsınlar, eksiktirler. Yine onlar,
düşündükleri fikirleri insana elbise gibi giydirdikleri
takdirde onu eğiteceklerini sandılar. Yani, eğitmek demek
başkasının düşündüğü tarzda insanı ele almak demektir.
İnsanı, kendi psikolojik yapısına göre değil, başkasının
istediği tarzda eğitmek istediler. Kendi metodlarımızla insan
psikolojisini incelediğimizde onu bazı şartlar altında
gözleyebiliyoruz. Bu metodla hiçbir etki altında kalmadan,
insan şahsiyetindeki temel taşları tesbit etmemiz
imkansızdır. En iyi tetkik veya gözlem, insan şahsiyeti
fıtrat halinde iken onun özelliklerini tesbit etmektir.
Çeşitli olay ve tutumlara karşı tavırlarıyla onun gerçek
bilgisine ulaşamayız. Onu bizim elimizde değil, Allah'ın
iradesinde tanımalıyız. İnsan psikolojisini coğrafi, sosyal
ve iktisadi şartlar altında inceleme yerine, ilahi fıtrat
düzeyinde incelememiz gerekir. En üst eğitici ("Rab"
eğitici manasına gelir.) Allah olduğuna göre, insan
psikolojisini de en iyi bilen O'dur. İnsan şahsiyetindeki temel
özellikleri en iyi bilen O'dur. İnsanı neyin nasıl motive
ettiğini en iyi bilen onu yaratandır. "Andolsun Biz
insanı yarattık ve nefsinin ona ne vermek istediğini de
biliriz, biz ona şah damarından daha
yakınız."(Kaf,50/16) İnsanın eğitilebilmesi için
nefsindeki özelliklerin anlaşılması zaruridir. Madem ki;
eğitim, insan üzerinde bir tasarruftur. Öyleyse bu tasarruf,
bilmeden yapılmaz. İnsan, insan elinde bir oyuncak olmaktan
çıkması için onu iyi tanımalıyız. Onun şahsiyetindeki
ilahi unsurları zedelemeden, birini diğerine kurban etmeden
eğitebilmemiz için onu iyi bilmeliyiz. Görülüyor ki İslam,
eğitimi insan fıtratı (tabiatı) üzerine bina etmektedir.
Eğitim ilkelerini o fıtratın niteliğine göre koymaktadır:
"Bir insanın iyisini kötüsünü bırakıp, onun
şahsiyetinin aslına nüfuz etmek lazımdır ki, bakalım o
kimsenin nasıl bir cevher ve özü vardır, anlaşılsın.
İşte görmek ve bilmek böyle olur." ( Mevlânâ - fihi
mafih) İnsanın insana vereceği özelliklerin iğreti
olduğunu, bu vasıfların aslî vasıflar olmadığını ileri
süren Mevlânâ: "Birini iyice görmek ve her insanda
iğreti olarak bulunan iyi ve kötü sıfatlardan geçerek
özüne varmak ve iyiden iyiye görmek lazımdır. İnsanların
birbirine verdikleri bu vasıflar onların alî vasıfları
değildir." 1. İslam Eğitiminin Tarifi: İslamî eğitim,
insan hayatında takip edeceği yolu, nazari olarak çizip hayata
uygulamak, nasıl hareket edeceğini göstermektir. Bu manada
''Rab'' yaratanın, yaratığına doğru yolu göstermesi
(irşad, ihda) demektir: ''Firavun şöyle dedi: O halde sizin
Rabbiniz kimdir; Ey Musa? Musa: Bizim Rabbimiz, herşeye suret ve
şeklini veren, sonra da yolu gösterendir, dedi'' (Tâhâ
20/49-50). Eğitimi, peygamber düzeyinde ele aldığımızda da,
''tebliğ'' etmek manasına gelir. Böylece öğretim de eğitim
içine girmektedir. Tebliğ, hem eğitimi hem de öğretimi
içine alır. Mâverdî, eğitimi ele alınca insanın aklıyla
şahsiyetini düşünmektedir. "Eğitim bir direktir. Allah
onunla akılları kuvvetlendirir. Bir süstür, nesebi kaybolmuş
olanları Allah onunla süsler." Bir taraftan insanın
istidat ve kabiliyetlerini kuvvetlendiren, bir yönden de
insanın pespayeliklerini örten bir süs olur. 2.İslam
Eğitiminin Hareket Noktası: Genel olarak İslam insanın
doğuştan iyi olduğunu kabul eder. Bozulma sonradandır.
"Biz, gerçekten insanı en güzel biçimde yarattık."
(Tîn - 95/4) Aslı güzel olan, insanı hayrete düşüren bir
biyolojik yapı ve bu yapının içinde esrarengiz bir manevi
ilme sahip insanın eğitime müsait olması, fıtratının
gereğidir. Hristiyanların belirttiği gibi, insan doğuştan
günahkar değildir. Bozulma insanda fıtri değil, arızidir.
"Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik."
(Tîn - 95/5) insan iyidir ki eğitilmeye müsaittir. Bu
eğitimin gerçekleşmesi, için dinler gelmiştir. Eğer insan
eğitilmeye müsait olmasaydı, peygamberler gibi eğiticilere
ihtiyaç kalmayacaktı. İnsan yaratılışı gereği fiillerini,
huylarını iyileştirmek, doğru olanı yanlış olandan ayırt
etmek veya bunları bozmak, yeteneği ve kabiliyeti üzerine
yaratılmıştır.
3.İNSAN FITRATININ ÖZELLİKLERİ:
1. Hakimiyet-bozmak-savaşmak
2. Nankörlük
3. Cahillik
4.
Zalimlik (yanlış yapma)
5. Azgınlık (tepki gösterme)
6.
Kıskançlık (hırs, tamah)
7. Zayıflık (acz)
8. Cimrilik
9.
Sevgi
10. Acelecilik
11. Mücadele
12. Korku
13. Cinsel arzu
14.
İnanma
B-İslam Eğitiminin Prensipleri
1. İrsiyet prensibi
2.
Çevre prensibi
3. Hürriyet prensibi
4. Tekamül prensibi
Bunlar bir yetişkinde bulunursa veli olur:
a)Çocuklar
kendi maişetlerini merak etmezler.
b)Hastalandıklarında
Yaratıcı'dan şikayette bulunmazlar.
c)Yiyeceklerini
diğerleriyle paylaşırlar.
d)Münakaşa ettiklerinde kin
beslemezler. Barışmak için can atarlar.
e)Korktuklarında
gözlerinden yaşlar akar.
C-İslami Eğitim Metodları
İslami eğitim metodları, bir
bütün olarak insan şahsiyetine uygundur. Yani metodlar insan
yapısına göre vaz edilir. Ölçü, insanın yapısıdır.
Metod olarak lüzumsuz ve yüzeyde olan şeylerle uğraşmaz.
Metodun esaslarını, insan davranışını idare eden merkezlere
göre koyar. İslamın eğitim metodları, yalnız öğretim
metodları değildir. O yalnız zihni doyurmak istemez. Çünkü
yalnız zihni ele alarak yapılacak eğitim tek yönlü ve
eksiktir. Bu yönüyle batı eğitim sisteminden ayrılır.
Çünkü onlar eğitimi fayda ve maddeci yönde
uygulamaktadırlar. Fayda ile madde arasındaki münasebeti
dikkate alıyorlar. Oysa, faydanın bir de mana ile alakası
vardır.
4-ZİHİN EĞİTİMİ VE DAVRANIŞLAR
İnsan davranışlarını yöneten merkezleri dikkate alınca,
İslam eğitim metodlarını ilk planda üçe ayıracağız:
I.
Zihni Eğitim Metodları
1. Bilginin kaynağı
2. Bilginin
sınırı
3. Metodların uygulanması
a- İç gözlem
b- Dış
gözlem
c- Kıssa ile eğitme
d- Sebep-sonuç ilişkisi
e- Misal
ve benzetmelerle bilgi verme
f- Düşünceyi harekete getirecek
zihni eğitme
g- Tedrici eğitim
h- İsticvab usulü
i- Zihni
eğitmede ilahi irade
j- Ana lisanla öğretim
II. Kalbin Eğitim
Yolları
1. Kalbi bilgiyle eğitme usulü
2. Kalpteki inanma
duygusunu eğitme usulü
3. Korku ve ümit duygusunu eğiterek
kalbi eğitme usulü
4. Ekonomik usulde kalbi eğitme
5. Kalbi
uyanık tutarak eğitme usulü (Kalp eğitimi ve davranışlar)
III.Nefsi Eğitme Yolları
1. İç gözlem (nefsi bilme- tanıma)
2. Kendi kusurlarını tesbit etmek
3. Haya duygusunu
çalıştırarak nefsi eğitme
4. Ekonomik usulle nefsi eğitme
5. Mücadele metoduyla nefsi eğitme
6. Nefsin güçlerini mevcut
ideallere yöneltme metodu
7. Tezkiye ile nefsi eğitme
D.İslam
Eğitiminin Gayeleri
İslam eğitiminin prensip ve usulleri belli
hedeflere ulaşmak için uygulanır. Bu hedefler olmasaydı,
eğitimciler planlama ve uygulama zahmetlerine katlanmazlardı.
Eğitimin başlangıcında bu gayeler beklenti halindedir.
Eğitimin tamamlanması ile bu hedeflere ulaşılır. Hedeflere
ulaşılmış ise eğitimin konusu olan insan devamlı üreme
halinde olduğu için eğitimde de bir devamlılık vardır.
Kur'an-ı Kerim'e bakarsak, peygamberlerin dini eğitimlerini
gerçekleştirmek için çektikleri zahmetler bu gayelere
ulaşmak içindir. Allah, peygamberlerine bu zahmeti onların
uğruna çektirmiştir. Demek ki, mücadeleler gayeleri ile
büyürler. Bütün eğitim faaliyetleri beklentilerini
gerçekleştirmek için büyük zahmetlere katlanırlar.
I.
İslam eğitiminin kısa vadeli gayeleri:
1. İnsandaki gizli
güçlerin ortaya çıkarılması
2. Günlük ihtiyaçlarını
giderme
3. İyi insan yetiştirmek
4. İnsanları istikamette
tutmak
5. Karanlıktan aydınlığa çıkarmak
6. Sözle
davranışı birleştirmek
7. Taklidi kaldırmak
8. Evrensel
ahlak
9. Tevhid II. İslam eğitiminin uzun vadeli gayesi
SONUÇ
Eğitim, mutlak bir değerdir. Dini ve milleti ne
olursa olsun, bütün insanlık eğitimin mutlak bir değer
olduğunu kabul etmektedir. Ancak eğitimde faydalanma yolları
farklıdır. Eğitim hem gaye hem de vasıta olduğuna göre,
onun gayeleri hususunda insanlar arasında farklılıklar
görülür. Halbuki, eğitim insanların ömrü kadar uzun
olmasına rağmen kişiler ona gayeler tayin etmektedirler.
İnsan eğitiminin gayelerini anlamakla sorumludur. Hangi
gayelerin doğrultusunda eğitim yapılacağını kendisi tesbit
etmez. Çünkü insan çoğu zaman inanç ve fikirlerinin
esiridir. Onlara göre şartlanmıştır. Zamanla değişen
geçici fikirlerle eğitime gaye tayin edilmez. Çünkü eğitim
tarih ve ideal alemine bağlı bir vakıadır. Yani bir yönüyle
ezelden geliyor. Bir yönüyle de ebede doğru akmaktadır. Bu
akıntı içerisinde, her devirde insan ondan nasibini almak
için olanca gayretini sarfeder. Demek ki, insanın görevi,
eğitimden nasibini almaktır, ona hedef tayin etmek değildir.
Felsefi sistemler, eğitim gayelerini tayin etmeye çalışırken
bu hatanın içinde bulunuyorlardı. Çünkü onların görevi
eğitime gaye tayin etmek değil, ondan nasıl istifade
edileceğini göstermektir. İşte bu hatadır ki, insanlar
eğitime çok kısa vadeli suni gayeler gösterdiler. Kısa ve
suni gayelere suni usullerle ulaşma hatasına da düşmekten
kendilerini kurtaramadılar. İnsanın, suni vasıtalarla sonsuz
gayelere ulaşması mümkün değildir. Batı dünyası insanın
ortaya koyduğu metodlarla insanı eğitmek istediğinden,
eğitimin hareket noktasını tesbit edememiştir. Eğitimin
hareket noktası, insanın dışında değildir. Aksine, insanın
yaratılışındadır. Yanı insan tabiatı eğitimin hareket
noktası olarak alınır. İnsan tabiatının özellikleri
dikkate alınmadan eğitime bir hareket noktası tayin edilemez.
Bundan dolayı metodlar suni olarak tesbit ediliyor, insan
tabiatı bu metodlara hapsedilerek eğitilmek isteniyordu.
Halbuki metodlar insan tabiatına bakarak tesbit edilebilirdi.
İslam "Muttaki" insanı yetiştirmeyi gaye alırken,
iyi ile kötünün tesbit edilmesinde yeterli şahsiyetlerin
tesbit edilmesini hedef almak ister."Ey
mü'minler…Allah'tan korkarsanız, O size Hak ile batılı
ayırdedecek bir anlayış ve nur verir. "(Enfal,8/29)
İslam eğitimine göre iyi ile kötüyü tesbit etmenin bir ucu
da ilahi iradeye bağlıdır. Bu özellik içinde muttaki
insanın yetiştirilmesi istenir. İnsanı ahlaklı yapmak
isterken, ahlakın ilkelerine suni ve geçici temeller
aramaktadırlar. Bir tarafta ahlakı yıkan davranışları
serbest bırakıyor, bir taraftan da ahlaklı insan yetiştirmek
istemektedir. İnsan sağlığını gaye alıyor, fakat
sağlığı yıkan kötü alışkanlıkların neler olduğu
meselesini eğitim de ele almaktadır. Beşeri eğitim
sistemleri, insan tabiatını ihmal ediyor. Onun yalnız zihin
yönünü ve toplumdaki ilişkilerini ele almaktadırlar. Müsbet
ilimlerin ilkelerini en ince noktasına kadar öğretirken aklın
manevi alanda hüküm yürütmesini engellemektedir. Eğer akla,
manevi alanda nasıl yürüyeceği öğretilseydi, asırlardır
batı alemi batıl inançta kalmayacaktı… Çünkü orada
inanç akla değil, hakka karşı nefrete dayanmaktadır.
Zihinden manevi gerçekleri gizlemek için ona daima ilmin
bulgularını nihai gerçek olarak veriyorlar. Bir nevi
uyanmasını istememektedirler. Batı eğitim sistemleri, maddi
ilimlerde zihni alabildiğine serbest bırakırken manevi alanda
taklitten ayrılmasını istememektedir. Zira, inançlarını
aklın süzgecinden geçirip, tenkidini yapacak kişilerin
yetişmesini istememektedir. Akla sınırlı bir alan
verdiklerinden, onun tabiatına aykırı hareket etmektedirler.
Zihin faaliyetlerinin bazısına böylesine bir ambargo koyarken,
kalp ve nefis eğitimini de hemen hemen bütünüyle ihmal
etmektedirler. Manevi alanda gezintisine dahi müsaade edilmeyen
aklın ötesindeki kalpte iman ağacı nasıl yeşerir? İhya
edilmemiş kalbin düşmanı nefis, nasıl temizlenip
arındırılır? Aklın manevi alandaki radarından insan
şahsiyetinin merkezleri olan kalp ve nefse bakmadıkça, ne onun
hastalığını anlayacak ve ne de onların hastalığını
tedavi edecek ilaçlara sahip olunacaktır. İşte o zaman
eğitim, insan değil ölü yetiştirmektir. "Şüphesiz
sen, ölü olanlara işittiremezsin ve arkalarını dönmüş
kaçarlarken sağırlara hak çağrını
duyuramazsın."(Neml,27/80) "Bunun için sen
arkalarını dönmüş giderlerken, o daveti ölülere
duyuramazsın ve sağırlara da işittiremezsin." (Rum,
30/52) Ölü dışarıdan duyu almaz. Ne işitir ne de akıl
yürütür. Gerçek dine kulak vermeyenleri Allah ölüye
benzetmektedir. İslam, insanın yaşayan ölü olmasını
önlemek için bütün eğitim metodlarını seferber eder. Yola
gelmeyenleri de eğitmek için fırsat tanımaz. Zira,
yukarıdaki ayetler aynı zamanda kimlerin eğitilmeyeceğini de
belirtmektedir. Doğruya ulaştıran Allah'tır.
anasayfa yemek tarifleri osmanlı tarihi hukuki konular yazarlar seo kaynakları forum
Kitap Özetleri 1 Kitap Özetleri 2 Kronolojik Bilgiler Kanunlar Dilbilgisi Başarının Sırları Bilgisayara Giriş İnternet Hakkında Sorular İnternet Güvenliği
Hastalıklar Gebelik Bilgileri Bebek Bakımı Çocuk Gelişim Basamakları Sağlık ve Güzellik Kazalar ve İlkyardım Yemek Tarifleri Şifalı Bitkiler Dengeli Beslenme Kuralları Başarılı Yöntemler