|
|
TEORİ Z (JAPONLARIN YÖNETİM TARZI NASIL
İŞLİYOR) Yazar : William OUCHI Yayınevi : İlgi Baskı : İstanbul / 1989 / 246 shf. BÖLÜM 1: NEDEN ÖĞRENMELİYİZ? TEORİ Z: Verimlilik artışında kilit etkenin işçilerin yönetime
katılmasını savunmaktır. Z teorisi üç temel noktaya dayanır: güven, düşünceli
ve zeki olabilme yeteneği, yakınlık. Bir toplumda yakınlaşma yok olmaya başladığı anda, toplum
kendi kendini kemirmeye başlar. Çevrelerine karşı sorumluluk duygusu
gelişmemiş kişiler, bir süre sonra çevre kavramını yitirirler. Sosyolog
George Homans’ın iddia ettiği gibi, sonunda birbirleriyle uzaktan yakından
hiçbir bağı olmayan bir insan yığını haline gelmemiz de mümkün. BÖLÜM 2: NE ÖĞERENEBİLİRİZ? Amerika’daki Japon şirketlerinin çoğu başarılı oldukları
halde, Japonya’daki Amerikan şirketlerinden sadece IBM ve McDonalds gibi
şirketler başarılı olabilmiştir. Bunun sebebi Japonların ülkelerinde
geliştirilen tarzı taklit etmek yerine, yönetim tarzlarını Amerika’nın ihtiyaçlarına
uyacak biçimde değiştirmeleriydi. Öte yandan pek az Amerikan firması
kendilerine özgü yönetim yaklaşımlarını Japonya’ya götürüp oranın koşullarına
uydurabildiler. Japon organizasyonlarının en önemli özelliği yaşam boyu
iştir. Bu özellik yalnız iş politikası değil, Japonya’da ayrılmaz bir bütün
olan özel hayat ile iş hayatının en can alıcı noktasıdır. ABD’deki büyük otomobil şirketlerine malzeme sağlayan
yüzlerce firma, ürünlerini birden fazla firmaya satar. Hem malzemeyi
üretenler hem de bunları satın alanlar birbirlerine ve bir tek malzeme
kaynağına ya da bir tek müşteriye bağlı kalmak istemezler. Oysa bir Japon
otomobil fabrikasında, büyük otomobil firmasıyla uydu şirketler arasındaki
ilişki tamamen yardımlaşmaya dayanır. İş ilişkileri o kadar yakındır ki,
malzemeler stoka dahi girmeden, montaj atölyelerine teslim edilir. Dahası,
üretici firma, belki de üç saatlik üretim için gerekli olan çok az miktardaki
malzemeyi bile teslim edebilir. Böylece montaj fabrikası hem çok sayıda
malzeme depolamak zorunda kalmaz, hem de yerden tasarruf eder. Yaşam boyu iş, diğer ülkelerde varolmayan benzersiz bir
sosyal ve ekonomik yapının doğal sonucu. Üç önemli etkeni göz önüne
alalım:Birincisi, Japonya’daki her büyük şirket çalışanlara altı ayda bir
elde ettiği karın büyük bir kısmını ikramiye olarak öder. Bu yöntem, iş
hayatındaki riski pay sahiplerinden işçilere kaydırmaktadır. İkinci etken,
Japonya’da her büyük şirketin, çoğu kadın olan geçici işçi kontenjanı
olmasıdır. Üçüncüsü ise uydu şirketlerdir. Bunlar daha çok küçük şirketler
olup büyük şirketlere destek olurlar. İkramiye sistemi, geçici iş düzeni ve
uydu şirketler büyük şirketler için belirsizliğe karşı hep birlikte bir
“tampon” oluşturur. ***Elemanları arasında yakın bağlar olan bir gruba üye olan
kişi, üzerinde çok güçlü bir etki hissedebiliyor. Grubun kurallarına saygı
göstermemek, grup desteğinin kesilmesine ve sonunda üyeliğin kaybına neden
olabiliyor. Herhangi bir küçük gruba gerçekten bağlı olan bir kişi için, bu
çok ağır bir cezadır. Davranışlarımızı yönetimin denetimi, maaş yada terfiden
çok grup üyeliğimizin etkilediği bir gerçektir. Japon şirketlerinin sık sık gözden kaçmasına rağmen bir
diğer önemli özelliği de kişisel mesleki bilginin gelişmesine verdiği
önemdir. Personel bölümü, ABD organizasyonlarında pek ender olarak önemsenen
bir bölümdür. Buna dayanarak iki ülke arasındaki farkın, sadece Japonya’da “insan
yönetimine” verilen önem olduğunu söylemek doğru olmaz. Fark daha
derindedir. Meslek geliştirme konusunda hem Amerikan hem de Japon yaklaşımları
başarılı olmuştur. Her ikisinin de kendine özgü tuhaf, güçlü ve zayıf
noktaları vardır. Amerikan yönetiminin gücü, uzmanları koordine ve organize
edebilmekte yatmaktadır. Her eleman, herhangi bir iş çevresinde bir uzmanlık
dalında çalışabilir ve rahatlıkla bir kentten ötekine, bir iş yerinden
ötekine geçebilir. Batı organizasyonunun en büyük mucizelerinden biri olan bu
özgürlük, üretim sanayiinin yayılmasını mümkün kılmıştır. Amerikan yönetiminin zayıf noktası, çalışanların asla
birbirleriyle yakınlaşamamalarıdır. Kendi uzmanlık dallarının dışındaki bir
konuyu anlamaları beklenmediği sürece koordine edilebilir, çabalarını gevşek
de olsa bir grup çabasına dönüştürebilirler. Birbirine uyan uzmanlık dalları
bir araya getirebilirse bu yapı başarılı olabilir. Ama üretim işlemi, her
uzmanın amaç ve yeteneklerini değiştirerek birtakım yeni beceriler
geliştirmesini gerektirirse, Batının bu prefabrike yaklaşımı başarısızlığa
uğrar. Çalışanların kendi mesleklerini, şirketlerin ihtiyaçlarına
göre değiştirip uydurabildikleri NASA, IBM ve Boeing gibi kuruluşların bu
nedenle benzersiz organizasyonlar kurabildikleri söylenir. BÖLÜM 3: JAPON ŞİRKETLERİNİN YAPISI Belki de Japon kuruluşlarının en iyi bilinen özelliği, karar
vermedeki katılımcı yaklaşımdır. Tipik bir Batı şirketinde, bölüm şefi,
yönetici veya genel müdür tek başına karar verme sorumluluğunu üstlenebilir. ***Bir Japon kuruluşunda önemli bir karar verilecekse, bu
karardan etkilenecek herkesin görüşü alınır. Fakat bir kez karara varıldı mı,
herkes bu kararı destekler. “En iyi” kararlar başarısızlığa
uğrayabileceği gibi, “en kötü” kararlar uygulamada başarıyla
sonuçlanabilir. Belki de batılıların anlamakta en çok zorluk çektikleri
özellik, Japonların ortak değerlere, özellikle ekip sorumluluğuna olan eğilimleridir.
Batılı kuruluşların çoğunda, şirket ile çalışan arasında
sadece bir işin tamamlanmasını içeren faaliyetlerle ilgili bir bağın
varolduğu anlayışı egemendir. Batılı sosyal bilimciler bu “kısmen
bağlılık” anlayışının kişinin sağlığı için gerekli olduğuna inanırlar.
Bunun tam aksine, Japon kuruluşlarında “tam bir katılım” söz
konusudur. Bir dizi mekanizma, duygusal denge için gerekli toplumsal desteği
ve duygusal boşalmayı sağlar. Bu mekanizmalardan biri, grup üyelerinin
“şapkaları değiştirerek”, yani bir diğerinin yerini alarak bu dengeyi sağlama
yeteneğidir. BÖLÜM 4: Z ŞİRKETİ Her bir Z şirketinin kendi özellikleri vardır. Japon
benzerleri gibi Z tipi şirketler, yaşam boyu ilişki resmi olarak belirtilmese
de, uzun dönemli hatta yaşam boyu iş verme eğilimindedirler. Z tipi şirketler, değerlendirme ve terfi için on yıl
beklemezler. Z tipi şirketlerin meslek çizgilerinde Japon şirketlerini
andıran görevler ve bürolar arasında “gezinme” eğilimi de görülür. Bu
da, şirkete özgü bazı becerilerin gelişmesini sağlar. Tipik bir Z şirketi, A tipinin özellikleri olan karmaşık
denetim mekanizmalarına da sahiptir: modern bilgi işlem sistemleri, muhasebe
sistemleri, amaçlara yönelik yönetim gibi. Z tipi şirkette, belirli ile belirsiz bir denge
içerisindedir. Kararlar, gerçeklerin analizine dayansa da, bu kararın
“uygun” olup olmaması gibi önemli soruların sonunda şekillenirler. Z türü şirketler büyük Amerikan şirketleri arasında en hızlı
gelişen, kar payı en büyük şirketlerdir. Her yönetici, şirketlerin ancak
rakiplerinden daha fazla kar yaparak ayakta kalabildiklerini bilir. Fakat Z
şirketlerinde bu rekabet işlemi sırasında karın kendisine ya da onu elde
etmek için kullanılan yönteme bir “son amaç” gözüyle bakılmaz. ***Z tipi şirketlerde, karar verme kollektif olabilir, fakat
kararın asıl sorumluluğu yine de tek kişinin omuzlarındadır. Batılılar, Japon
kuruluşlarının özelliklerinden olan kollektif sorumluluk biçimini, belki de
asla benimseyemeyecekler. Z tipi şirketlerin bütüncül eğilimleri, bazı önemli
farklılıklara rağmen, Japon modeliyle çok yönden benzerlik gösterir.
Benzerlik, yöneticilerin astlarına ve bütün düzeydeki çalışanların iş
arkadaşlarına gösterdikleri yakınlıktadır. Z tipi şirketlerde, genelde iş
ilişkilerinin doğal bir sonucu olarak astlara ve tüm çalışanlara büyük bir
ilgi gösterilir. İnsanlar arası ilişkiler samimidir; yalnız yöneticiler
astlarıyla, ustabaşılar işçilerle değil, herkes birbiriyle ilgilidir.
Organizasyonun merkezi özelliklerinden biri olan bu bütüncül eğilim,
kaçınılmaz olarak bütün Z tipi organizasyonların başka bir özelliği olan
eşitlikçi atmosferi sağlar. Z tipi şirketler, ütopyacı toplumların aksine, hiyerarşik
denetim yöntemi uygularlar. Hiyerarşi(ya da bürokrasi) ile Z tipi şirketler
arasındaki fark, Z şirketlerinin iç yapılarında çok yüksek düzeyde bir uyumu
sağlamış olmalarıdır. Z tipi bir kuruluşta, verimlilik ölçüsünü ya da karın
hesaplanış biçimini değiştirerek kişilerin davranışlarını değiştirmek
olanaksızdır. Davranışları etkilemenin tek yolu, kültürü değiştirmektir. Irk ve cinsiyet ayrımı konusuna gelince....Z tipi
şirketlerde böyle bir ayrım yapma eğilimi var. Bu da tuhaf bir ikilem. Z tipi
şirketler A tipi şirketlere kıyasla, azınlıklara daha fazla eşit olanaklar
tanımaya çalışmalarına karşın, bazı engelleri aşmak A tipi şirketlerden daha
zor olabiliyor. BÖLÜM 5: A’DAN Z’YE GEÇİŞ AŞAMALARI Birinci aşama: Z tipi organizasyonu anlama ve sizin rolünüz. İkinci aşama: Şirketinizin felsefesini gözden geçirin. Üçüncü aşama: Arzulanan yönetim felsefesini saptayın ve
şirketin önderini de bu işleme dahil edin. Dördüncü aşama: Felsefeyi, hem yapıyı hem de özendirmeyi
tesis ederek uygulayın. Beşinci aşama: İnsanlarla geçinme becerilerini geliştirin. Altıncı aşama: Kendinizi ve sistemi sınayın. Yedinci aşama: Sendikayı işin içine katın. Sekizinci aşama: Çalışmanın dengeye kavuşturulması. Dokuzuncu aşama: Yavaş terfi için bir sistem üzerinde karar
kılın. Onuncu aşama: Meslek yolundaki gelişmeleri genişletin. On birinci aşama: İlk düzeyde uygulamanın hazırlanması. On İkinci aşama: Katılımın uygulanacağı alanları arayın. On üçüncü aşama: Bütüncül ilişkilerin gelişmesine izin
verin. Sıralanan bu değişim aşamaları sadece birer kılavuzdur ve
yemek tarifi gibi satır satır izlenmek için değil, tartışarak bir uygulama
ortamı oluşturmak için hazırlanmıştır. A’dan Z’ye geçiş temelde bir mantık
silsilesine dayanır. Örneğin, bürokratik organizasyonlardan katılımcı sisteme
yapılan başarılı geçişler, tepeden başlamış ve aşağı doğru yayılmıştır. Fakat
aşamaların sırası bu bölümde belirtildiği gibi olmayabilir. Zaman bu işleme
başlangıçtan itibaren yaklaşık iki yıl ayırın. Bu süre içinde bazı
yöneticiler Z tipi organizasyonu anlayacak ve üst düzey yönetimin sisteme
bağlı olmasının somut ve inanılır örneklerini göreceklerdir. Daha yumuşak bir
koordinasyon, hızlı hareket ve etkili planlamanın işaretleri yavaş yavaş
ortaya çıkmaya başlayacaktır. Fakat her yönetici bu gelişmeyi anlamayabilir,
belki sadece yarısı bunun yararına inanır; onun için bu dönem bir başlangıç
olacaktır. Özellikle büyük boyutlu olan herhangi büro veya bir fabrikada,
geçişin en alt düzeye ulaşması on-onbeş yıl alabilir. Bugüne kadar ki
başarılı gelişmeler o kadar azdır ki süre tahmini yapmak mümkün değildir.
Katılımcı yönetim işlemi bir kez başlatıldığında, çalışanların temel
değerlerine hitap ettiği için kendi kendine yürür. Bu yöntemin işlevi, daha
iyi bir koordinasyon yoluyla verimliliği ve etkinliği artırmaktır. Üst düzey
yöneticiler veya sendika tarafından kasten durdurulmadıkça, bu sistem
yerleşecektir. BÖLÜM 6: BİR FELSEFENİN PLANI Bütün Z şirketlerinin temeli felsefeleridir. Pratik iş
konularıyla, hayali ve soyut meseleleri birbirine karıştırmak tuhaf
görünebilir, ama felsefe ve iş birbiriyle çok yakın dostturlar. Pratik ve
mantıklı iş kararları, tutarlı ve uyumlu bir dizi idealden kaynaklanıyorsa,
uzun vadede başarı olasılığı fazladır. Bir felsefede, neyin önemli, neyin
önemsiz olduğu belirlenerek, organizasyonun eşsiz ve benzersiz olması
sağlanır. Bu ayrıca, aynı kültürü paylaşan kişiler arasındaki planlama ve
koordinasyona etkinlik getirir. Soyut kavramlar yerine, felsefenin dikkatle
hazırlanmış ilkelerini içeren bir broşürün çalışanlara dağıtılması
gereklidir. Dayton-Hudson, Hewlett-Packard, Rockwell, Eli Lilly ve İntel gibi
çok sayıda başarılı şirket işte bunu yapmışlardır. Daha önce varolmayan felsefenin, ayrıntılı bir oluşum işlemi
birkaç şekilde olabilir. Yaygın yöntemlerden biri, anket türü bir
uygulamadır. Birkaç kişi, üst düzey yöneticileriyle tek tek görüşerek,
felsefeye ilişkin kişisel görüşleri toplar, aynı gruba bunu derlenmiş bir
rapor şeklinde sunar. Bu başlangıç aşamasını, stratejinin temel noktaları,
yönü, tarzı ve biçimi izlemelidir. Eğer şirketteki birçok etkenin tek ve
mantıklı bir yapı içinde birleşmesi isteniyorsa, felsefe belirleme işlemi,
bir referandum havasında olmalıdır. Bundan sonra, şirketin diğer
elemanlarının da bu ilk “çatı” üzerinde sistemli fikir vermeleri
sağlanırsa, ortaya yeni yönetim sisteminin çekirdeğini oluşturan ve
çoğunluğun kabul edeceği bir felsefe çıkmış olur. BÖLÜM 7: KİMLER BAŞARIYOR Yönetimde katılımcı yaklaşım, aslında işçilerden daha fazla
vermelerini istemektedir. onlardan daha ağır yük taşımaları yada fiziksel
olarak kendilerini daha çok yormaları beklenmektedir. Üretimde kazanç, artan
fiziksel çabalarla değil, artan koordinasyonla sağlanır. Fakat bu gelişmeler,
ancak bütün işçilerin karar verme, planlama ve inceleme işlemlerine kendi
istekleriyle katılmaları sonucu gerçekleşir. Bu sorumluluklar, işçilerin asıl
görevlerine ayıracakları zamanın bir bölümünü alır; çünkü işçiler toplantılara
katılmak için bir süre üretimden uzaklaşacaklardır. Bu yeni roller bir bakıma
işçilerin şirkete harcadıkları enerjide net bir artış demektir, zira
yüklendikleri görev, daha büyük sorumluluk, daha fazla duygusal ve zihinsel
enerjiyi gerektirir. Hiç kuşkusuz günün sonunda yorgun olarak işlerinden
ayrılan işçiler, aynı zamanda tatmin olmuş ve işleri konusunda da
heyecanlıdırlar. Kişinin tamamen katılımını isterken, şirket dengeyi
sürdürebilmek için karşılığını daha fazla vermeye de hazırlıklı olmalıdır. Başarısızlığın bedeli çok büyük olmasına karşın, Z
teorisinde başarının yararları da büyüktür. Tüm başarılı Z şirketleri ve
onlara benzeyen diğerleri, Japonların meydan okumasına ancak meydan okuyarak
karşılık verebildiler. Batılı şirketler, Japonlara karşı koyma çarelerinin
fiyatları düşürme, fabrikaları robotlaştıma ya da ticarette engeller koyma
olmadığını anlamaya başlıyorlar. Bunlar, ancak izledikleri yönetim tarzının
iki yüz yıldır değişmediğini fark eder ve kendilerine özgü yeni bir yönetim
sistemi geliştirirlerse, bekledikleri üretim artışına ve verimliliğe
kavuşabilirler. BÖLÜM 8: BİR Z KÜLTÜRÜ Z teorisi kültürü, her çalışanın yaşantısının bir kurt adam
kişiliğinde iki yönlü olmadığını, birer bütün olduğunu kabul eder. İnsan,
saat dokuzdan akşam beşe kadar makine, ondan sonra da insan olamaz. İnsanca
çalışma koşulları sadece üretimi artırmakla kalmaz, aynı zamanda şirkete kar,
çalışanlara da özsaygı kazandırır. Artan bir kolaylık ve rahatlık hissiyle
herkes görevini daha iyi yerine getirir. Şimdiye kadar Batılı yöneticiler,
artan üretimin teknolojiye bağlı olduğunu sanmışlardır. Z teorisi, iş
dünyasında, ilginin yön değiştirerek insan ilişkilerine yöneltilmesini
gerektirir. Z kültüründe güven, birlikte çalışmanın bir yoludur. Kişiler
bir bütünün parçası olarak değil de, insan olarak önem taşıdıkları için
onlarla iletişim gereklidir. Z şirketinde herkes birlikte çalıştığı için
çalışmak da eğlencelidir. Z şirketi felsefesinin temelinde, yaptığınız işten
hoşlandığınız sürece ortaya iyi bir iş çıkaracağınız inancı yatar. Yüksek
verim ve iş tatmini birbirinden ayrılmaz iki öğedir. Yönetimle ilgili olmayan düzeylerde de, bu gibi yakın
ilişkiler Z tipi şirketin hem kişisel ve sosyal ilişkilerinde, hem de
ekonomik alanda bir üretici olarak başarılı olmasını sağlar. Z şirketi, ekip
oluşturmada özel bir çaba harcamasa da, ortak çalışmaya çok değer verildiği
için, yarı bağımsız iş gruplarının bu şirketlerin bir özelliği haline gelmiş
olmasına hiç şaşmamalıdır. Z tipi bir organizasyonda elbette bütün yöneticiler aynı
dilden konuşmayabilirler. Fakat temel uyumun sağladığı bir ortak ifade
biçimine sahiptirler. Ekiplerin oluşması, organizasyonun sağlıklı olmasının
nedeni değil, sonucudur. Gezinerek yönetim, yöneticilerin uzaktan emir vermek yerine,
doğrudan katılımını da gerektirir. Bu yöneticiler, Z şirketinin yaşayan bir
bünye olduğunun en canlı örnekleridir. Üst yönetim, açıkça çalışanların
beynini yıkamaya değil, herkes kendi amaçlarına ulaşırken, bir yandan şirkete
hizmet sağlamaya yöneliktir. Uyumlu bir toplumsal kültürü gerçekleştirmek
için çaba gösterir. Kişilere bu kadar önem verilmesi, şirketin yaşamını ve
ürettiği ürünleri acaba nasıl etkiler? Z kültüründe, müşterilerin sunulan
hizmet ve ürünleri yıllarca beğenmeleri, takdir etmeleri üzerinde ısrarla
durulur. Bazen, Z şirketinde her şey ürünlere kıyasla ikinci planda kalır. Z tipi şirketlerde çalışanlar o şirkette daha uzun kalmayı A
tipine kıyasla daha çok umarlar. Z şirketinin bütün düzeylerinde çalışanlar
daha yavaş terfi ederler ve A tipindeki meslektaşlarına kıyasla daha değişik
işlerde görev alırlar. BÖLÜM 9: KALİTE ÇEMBERLERİ Japon yönetim sanatının en ilginç derslerinden biri ve Z
teorisinin ruhuna en yakın olanı, kalite çemberidir. Japonya’yı ziyaret eden
Batılıların çoğu, bu çemberlerin etkinliği karşısında şaşırmış ve aynı
tekniği kendi şirketlerinde denemeye karar vermişlerdir. Kalite çemberlerinin yaygın ve popüler olmasının nedeni,
işlevleridir. Bunların görevi, koordinasyon ve üretim sorunlarını
yöneticilerle birlikte ekip olarak belirlemek ve çözümlemede aynı
sorumlulukları paylaşmaktır. Başka bir deyişle, bu ekipler bir organizasyonda
yanlış olan herşeyi farkeder ve ortaya çıkarırlar. Bu yüzden Japonya’da
geliştirilen kalite çemberleri, oldukça az bir harcamayla, yüksek kaliteyi,
yüksek üretimi ve yüksek morali kazanmanın ve sağlamanın yararlı bir yoludur. Kalite çemberleri, Japonya’da uzun yıllardır başarıyla
yürütülüyor. Bu yöntem, 1949 yılının Ocak ayında, II. Dünya Savaşı’ndan hemen
sonra başlatıldı. Kullanılan teknikler, yüzyıldır ABD’de uygulanmaktadır,
sihirli bir yanı yoktur. Fakat aradaki fark, Japonların bu teknikleri üretim
düzeyindeki işçilere öğretmedeki kararlılıkları ve daha sonra kalite ve
üretimi artırmak için bu işçilere örgütte değişiklik yapma yetkisi ve gücünü
vermeleridir. Gücün bu işçilerle paylaşılması ve bu çalışanların eğitimine
yatırım yapılması, Japonya’nın başarısının ve sahip olduğu yeniliklerin kilit
noktasıdır. Bir çemberin temel amaçları şunlardır:
Elbette, kalite çemberlerinin Batıya başarıyla uygulanması,
ancak orta ve üst düzey yöneticilerinin, program için gerekli koşulları
anlamaları ve bunları desteklemeleriyle mümkün olabilir. Bu da, yönetici
gruplarının uzun vadeli ve işbirlikçi olmalarını gerektirir. Daha alt
düzeylerden de aynı işbirliği sağlanmadıkça, başarı mümkün olamaz. O yüzden,
kalite çemberi tek başına anlaşılamaz, daha karmaşık bir organizasyon
sisteminin bir bölümüdür: Z teorisi gibi bir sistemin. BÖLÜM 10: SONUÇ Amerikalılar, otomobil sanayiinin verimli çalışması için dev
sermaye yatırımlarının gerekli olduğuna inanırken, Japonlar daha birkaç yıl
önce Amerikan otomobil fabrikalarının yanında atölye sayılabilecek firmalarda
ucuz ve yüksek kaliteli arabalar üretiyorlar. Batı ekonomisi büyük
fabrikaların yararına inanırken, Japonlar hergün değişen teknolojiyi
fabrikalarına derhal uygulamak için üretim birimlerini mümkün olduğunca küçük
tutuyorlar. Batılı şirketler, yüksek kalitenin işçilerin nitelikli iş
çıkarmasına değil, daha çok araştırmaya bağlı olduğuna inanmakta; oysa
Japonlar, yüksek kalitenin, işçilerin üretim akışını sürekli geliştirmesinden
ve üretim işlemindeki yeniliklerden kaynaklandığı görüşündedir. ABD’de yılda ortalama yüzde yirmi altı oranındaki işten
ayrılma ve yüzde sekiz oranındaki devamsızlığın daha aza indirgenemeyeceği
savunulur; oysa Avrupa’da işten ayrılma oranı yüzde on iki, Japonya’da ise
yüzde altıdır; Japonların işe devamsızlığı ise daha düşük olabiliyor. Eski yönetim tarzlarına yeni bir kılıf geçirme zamanı
gelmiştir. Biz Batılılar, belki de uzun süredir batıl inançlara dayanan bir
öğretiyi benimsemişiz. Şimdi bu bildiklerimizi unutmalıyız. Yüz yıldan fazla
bir süredir ABD, sanayi devriminin hızıyla sürekli ilerledi. Fabrika
üretiminin hızlanmasının, ucuz iletişim ve nakliyenin ve buna benzer birtakım
yeniliklerin milli geliri artıracağına inanıyorsak, kendimizi baştan
yenilgiye ve yanlış inançlara hazırlamış oluyoruz. Temelde, zaten bu
yenilikler yerlerine oturduktan sonra ekonomi kaçınılmaz olarak büyümeye
adaydır. Organizmalar, ancak nesiller süren bir süreç içinde kesin özelliklerini değiştirirler. Oysa örgütler, tek tek birimlerin biraraya gelmesiyle oluşur. Kişiler, kendi çıkarlarını korumayı sürdüreceklerdir. Organizasyonlardan, çalıştırdıkları kişilerde reform yapmaları beklenemez. O yüzden, organizasyonlar, yeni daha uyumlu bir yapının gereklerini yerine getirecek ve çalışan kişilerin de özel istek ve çıkarlarını karşılayacak şekilde kendilerini değiştirmelidirler. İşte, bir sanayi klanı olan Z tipi organizasyon, bu yeni arayışa cevap olabilir. |
anasayfa yemek tarifleri osmanlı tarihi hukuki konular yazarlar seo kaynakları forum
Kitap Özetleri 1 Kitap Özetleri 2 Kronolojik Bilgiler Kanunlar Dilbilgisi Başarının Sırları Bilgisayara Giriş İnternet Hakkında Sorular İnternet Güvenliği
Hastalıklar Gebelik Bilgileri Bebek Bakımı Çocuk Gelişim Basamakları Sağlık ve Güzellik Kazalar ve İlkyardım Yemek Tarifleri Şifalı Bitkiler Dengeli Beslenme Kuralları Başarılı Yöntemler